Günümüzde Mars yüzeyi çorak ve donmuş olsa da geçmişte Mars yüzeyi de Dünya gibi sıcak ve daha nemliydi. Bu durumun nasıl değiştiği hala bilinmezliğini koruyor. Ancak Nature‘da yayımlanan bir araştırma, Mars yüzeyindeki suyun, kayalarda kilitli kalmış olabileceğini ortaya koyuyor. Yayımlandan çalışmada, araştırmacılar; Mars yüzeyinin su ile etkileşime girip emdiğini ve bu süreçte de kayaların oksitlenerek gezegeni yaşanmaz hale getirdiğini öne sürdü.

Geçmişte yapılan çalışmalar, yüzeydeki suyun, gezegenin manyetik kalkanı yok olduktan sonra güçlü Güneş rüzgarları ile uzayda kaybolduğunu ya da yüzey altı buzlarını altında kaldığını iddia etmişti. Ancak bu iki teori de bütün suyun nasıl yok olduğunu açıklamaya yetmiyordu.

Araştırma ekibi, bu sorunun cevabının gezegenin mineralojisinde saklı olduğunu düşünerek, modelleme yöntemleriyle kayalarla etkileşim sonucu Mars yüzeyinden ne kadar suyun kaybolmuş olabileceğini hesapladılar. Araştırmacılar, kaya sıcaklığı, yüzey altı basınç gibi kriterlerle kayaların gezegen yüzeyindeki rolünü değerlendirdiler. Sonuçlara göre; Mars’taki bazalt kayalar, Dünya’dakilere kıyasla %25 daha fazla su barındırabiliyor, dolayısıyla su, iç yüzeye çekilmiş olabilir.

Bilim insanları, uzun süredir bu soru üzerine değerlendirmelerde bulunuyordu, ancak kimse suyun basit kaya etkileşimleri sonucu emilmiş olabileceği teorisini test etmemişti. Mars kabuğunun oksitlenmesi için farklı tepkimeler gerektiğini destekleyen çok fazla delile sahibiz. Örneğin, Mars meteoritleri, yüzeydeki kayalardan kimyasal olarak daha indirgenmiş haldedir ve yapısal olarak da çok daha farklı görünür. Bu durumun ve suyun ortadan kaybolmasının bir nedeni ise gezegenin mineralojisiyle alakalı olabilir.

Dünya’nın mevcut levha tektoniği sistemi, yüzeydeki su seviyesinde büyük değişimleri engellemede büyük bir role sahiptir. Kabuktan daha nemli olan kayalar, kabuğa girmeden önce etkili bir biçimde su kaybına uğruyor. Ancak ne Dünya ne de Mars önceden böyle bir su döngüsü sistemine sahip değildi. Mars’ta, lavlarla etkileşime giren su, önce suyun emilimine sebep olan bazalt kabuğunu, daha sonra da kabuktaki kayalarla etkileşime girerek su barındırabilen mineral çeşitliliğini oluşturdu. Bu etkileşimler, gezegenin kaya mineralojisini değiştirerek gezegeni yaşam için elverişsiz hale getirdi.

Dünyanın neden bu gibi değişimler yaşamadığına gelince; araştırmacılar, Mars’ın silikat kabuğunda daha fazla demir ve yüzeyindeki farklı bir sıcaklıkla, Dünya’dan daha küçük olduğunu ve bu gibi küçük etkenlerin uzun vadede önemli değişikliklere sebebiyet verebildiğini belirtiyorlar. Bu durum Mars yüzeyini, suyla etkileşime ve yeni su içeren mineraller oluşturmaya daha yatkın kılıyor. Mars’ın jeolojik kimyası, suyu direkt olarak kabuğa çekerken, Dünya kabuğu, kaya suyunu tamamen kaybedene kadar yüzeyde kalabiliyor.

Nature’da yayımlanan ve Dünya’nın tuz seviyeleri üzerine yapılan bir başka araştırmada da, yaşamı destekleyebilmesi için Dünya’nın halojen seviyesinin (klor, brom, lodin gibi) doğru miktarlarda olması gerektiğine değiniliyor. Çok az veya çok fazla miktarlar, gezegenin sterilize olmasına sebep olabilir. Geçmişte yapılan araştırmalar, meteoritlerdeki halojen seviyesinin çok yüksek olduğunu ortaya koymuştu. Dünya’yı oluşturan meteorit örnekleriyle karşılaştırıldığında ise, tuzun Dünya’ya oranının çok yüksek olduğu görülüyor.

Dünya ve Mars’ın farklılığı üzerine birçok teori öne sürülmüştü ancak bu iki çalışma, gelecekteki araştırmalar için bir temel oluşturuyor. Öte yandan Güneş Sistemi’ndeki Güneş’e daha yakın gezegenler de benzer bir yapıya sahiptir ancak kayaların kimyalarında olduğu gibi küçük farklılıklar büyük sonuçlara yol açabiliyor. Mars’ın en belirgin farklılığı; oluşumunda daha fazla oksitlenmeye maruz kaldığı için kabuğunda daha fazla demir bulunduruyor oluşudur.

Mars’ın geçmişte yüzeyinde su ve yaşam için bir potansiyel barındırdığını biliyoruz ancak diğer gezegenler hakkında çok az bilgi sahibiyiz. Araştırmacılara göre, başka gezegenlerde yaşam ararken, sadece kimyasal özellikler değil; suyun yüzeyde veya yer altında bulunmasına sebebiyet veren küçük özelliklerin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bu etkiler ve gezegenler üzerindeki rolü henüz tam olarak keşfedilebilmiş değil.